Kanal D’de “Poyraz Karayel” adında bir dizi vardı.
Dizinin en sevdiğim tema müziklerinden bir tanesinin adı “Kayıp”*
Bir keman ve derinden, yumuşak bir piyano melodisi ile başlar. Aynı melodi, bu kez kendini, kemanın tınısını daha net duyurarak tekrar eder ve piyanonun vurduğu notaları da daha net duyarsınız ve bir enstrüman daha ekler şarkı…
Sonra müzik daha tok notalarda ve tok bir gitar telinde acıyı hissettirmeye başlar… Gitarın tınısı, teller vurdukça içine nakşeder insanın. Hani “Eşkıya” filmindeki “Fırat Ağıtı”** gibi.
Acı, kopuş, lime lime oluş, terk ediş, bırakış, dönmeyiş, kararlı duruş, seviş ama gidiş, gözlerdeki derin bakış, müzikte de derinleşir derinleşir derinleşir... Derken, öldüren vokal duyulur.
…………………………………
Julide’nin kaybı da gün geçtikçe derinleşiyor.
Kaybı ağır, acı, özlem hissini gün geçtikçe kamçılayıcı…

Ama düşündüğümde hatırladıklarım ya da hatırlayıp düşündüklerim, Kayıp gibi acı değil.
Hepsi bol tebessümlü, yaşam dolu, derdi tasayı gerçeklikle koy vermiş, sağlıktan öte hiçbir yârin olmadığı ve o varsa herkesin yâr olabileceği üzerine türlü türlü sahneler, duygular, kelimeler dizisi...
Hep bir sevincin peşinden koşmalar, huzuru nerde nasıl ve kiminle bulacağını bilmeler, gülmeler, hep gülmeler ve dahi kahkahalar, yeniyi merak etmeler, kâşif ruhu hiç bırakmamalar, keşfettiği her yeniyi bağra basıp paylaşmalar, dost olmalar, kırmamalar, kınamayıp yargılamamalar, yargılayana eyvallah demeler, sevmeler, deli dolu sevmeler, aşkın peşinden koşmalar, şımarmaktan korkmamalar, çalışkan olmalar, üretmeden duramamalar ve yalnızsan da delikanlı olmalar ama kadın olduğunu asla unutturmamalar üzerine.

Başkalarına O’ndan bahsederken “Benim 3-5 sürüm üstüm bir hatun, bilmiyorum ben onun kadar yapabilecek miyim, yetişir miyim” diye anlatırım. Tanışalı, paylaşalı, dertleşeli henüz beş kısa yıl oldu ama hayatımdaki neredeyse herkese de bir şekilde anlatırım.
Tatilde tanıştık biz. Şendik. İki yalnız takılan ruh, O yaklaştığı için yoldaş olduk o bir haftada. İyi ki…

Bir haftanın sonunda bana sordu “Senin için ne yapabilirim?” ve bana dünyaları verdi. Hayatım boyunca unutmayacağım bir yeni bilgi-görgü ortamı ve ortamın insanlarını verdi bana. Onların deneyimlerini, ilgisini ve sevgisini sundu. Unutmam mümkün değil.
Ben O’nun için bir şey yaptım mı? Evet, en azından bir tanesini net biliyorum. Çünkü bilmeni ister. Çünkü sevgisini, heyecanını ve bir insanın O’na hissettirdiği güzel ne varsa paylaşmaktan gocunmaz, erinmez, bununla ilgili minnet duygusuna takılmaz bir koca yürektir O.
Instagram’da 1905.fotoğrafımı O’nu anmak için paylaşmak; hayatın süper ataklarından, sınavlarından ve “al sana”larından bir tanesi benim için.
Ne kadar değil, hayatın asıl nasıl paylaştığının güzel olduğunu hatırlatan bir dostluk benim için. Gülmenin yerinde kalması, her an’dan keyif alınması gerektiğini, yapacak-tanışacak-görecek hep daha fazlası olduğunu hatırlatan bir dostluk.
Beni yolda tutan, insanlara “Kız her an’dan keyif alıyor arkadaş” cümlesini kurdurtan, attığım taşların adedini ve attıkça her birinin değerini yücelten, O’nu düşündükçe yolumu daha da güzelleştiren bir dostluk.
Kaybını geç öğrenmiş olmanın çok ağır, adının geçtiği cümlelerde -di’li geçmiş zamanlı yüklemleri kullanmanın zor olacağı…
Mekânın Cennet olsun tatlım. Nurlarda uyu… Âmin.
Sevgilerimle,
Esra OKUR.
*Zeynep Alasya GÖLTEKİN
**Erkan OĞUR
