Bağımsız(Freelance) Eğitmen olarak devam eden profesyonel hayatımı, kendi işletmemin çatısı altında bağımsız bir eğitmen olarak sürdürmeye karar verdiğimde sene 2010’du. Profesyonel hayatıma başladığım günden, o güne kadar geçen 11 yılda; banka, sigorta ve kargo sektörlerinde insan kaynağı olmuş ve bunun yanında perakende sektöründe, satış alanında ve üniversitelerde aracı kurumlar ile birlikte bağımsız eğitmen olarak çalışmalar yapmıştım.

Peki, şimdi, kurucusu olduğum bu eğitim ve danışmanlık işletmesi çatısı altında ne yapmak istiyordum. Kendime sordum: “Bir Eğitmen her sektöre nasıl hitap eder?”

Bu çatı altında geride bıraktığım 10 yıla baktığımda rahatlıkla söyleyebilirim ki, deneyimlemediğim yeni sektörlerin yöneticilerinin cevabını aradığı ilk soru da tam olarak bu minvaldeydi: “Hocam, daha önce bizim gibi bir işletme ile çalıştınız mı?”

Eğitim elle tutulan ve gözle görebilen bir satış ürünü olmadığından, bu alanın profesyoneli bizler; faydayı ve çıktıları içeren süreci, yaptığımız ön görüşmelerden itibaren zihinlerde bir bütün olarak canlandırmak durumundayız. Sonunda da, başta canlandırdığımız o bütünü beraberce yaşamış olmalıyız. Diğer yandan; insan fiziki kanıt ister, dolayısı ile ilk andan itibaren bu soruya cevap aranması gayet doğal karşılanmalıdır.

Benim kendime verdiğim cevap şu olmuştu: “Özgün çalışarak.”

Mesleki olarak ifade edersem: “Tailor-made çalışma prensibi sayesinde.”

 

 

Bu yöntem; bir terzinin her kişi için özel olarak diktiği bir takım/elbise gibi, farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler için o işletmeye özel bir Eğitim içeriği yazmaktan geçer. Buna ek olarak; aynı sektör ve alanlarda faaliyet gösteren işletmeler için de söz konusudur. Çünkü faaliyet alanı aynı olsa dahi, işletmeler sürekliliklerini sahip oldukları vizyon ile sağlar ve bu bakış her işletmede farklılık gösterir.

 

 

Bu butik çalışma, elbette, çantasında hazır eğitim konu ve slaytları olan sunumcular için kullanılabilecek bir yöntem değildir. Çünkü yöntemin çalışabilmesi için “ihtiyaç nazarında” eğitim tasarımları yapmak gerekir.  Dolayısı ile Profesyonel Eğitmen, statü dağılması tuzağına düşmeden “Uzmanlık” konusunda çalışmalı ve aynı zamanda “Eğitim Tasarımcısı” da olmalıdır ki, işletmenin özgün frekansını yakalayabilsin.

İlk Eğitim Projelerimden bir tanesi olan otelcilik sektöründe başlayan Tailor-made uygulamalarım; üretim, sağlık, sigorta, perakende sektörlerinde ve kamu kurumları projelerimde de bugüne kadar devam etti.

 

 

Yıllar önce, 650 çalışanı olan bir özel hastane ile orta vadeli bir süreçte yapılandırmış olduğumuz ve hastanenin tüm insan kaynağını kapsayan bir Eğitim Programında çözüm ortaklığına başladık. Eğitimler devam ederken ben de sahayı ziyaret ederek ve çoğunlukla da onlar ile birlikte mesai yaparak “İhtiyaç Analizi” sürecini devam ettiriyordum. Bir gün ameliyathaneye de inmek istedim ve hastane Başhekimi olan Hocamızın kapalı safra kesesi ameliyatına, hastasının da rızası ile ben de girdim. Ben de girdim deyince, misafir olarak tabii ki.

Ameliyathane ekibinin operasyon öncesindeki iş akışını görmek, hazırlanmalarına tanıklık etmek, zamana bakış açılarını gözlemlemek heyecan vericiydi. Ameliyathaneye girdiğimde, ortam anlatılanın üstünde bir dinamikliğe sahipti. Operasyon başladı… ve başlangıçta her şey de yolundaydı.

En son hafif bir yanık kokusu duyduğumu, Sedat Hocam’ın “Esracığım iyisin değil mi, her şey yolunda?” sorusunu ve onaylamak için “Evet Hocam” demeye çalıştığımı, ancak sadece “Ev..” diyebildiğimi ve bir sandalyeye yığıldığımı, hatta yığılmamı sağladıklarını hatırlıyorum. Bunların hepsi bana sorsanız üç saniyede oldu. Bayılmışım!

 

 

Ama daha bitmedi...

Beni, hemen ameliyathanedeki boş odalardan bir tanesine, bir sedyeye aldılar. Biraz geçmiş olmalı, çünkü kontrol etmek için Sedat Hocam yanıma geldi ve güdüleyen o tavrı ile dedi ki “Ameliyata girmiş olman dahi çok değişik, tebrik ederim.” Biraz sonra, hastane koordinatörü Nihat Hocam’a mesaj gönderdim, “Hocam bayıldım.” Bekliyorum, hayli de zaman geçti, artık ayaklanıyorum nerdeyse... Ama Nihat Hocam’dan halen bir tepki gelmedi. Bozuldum tabii ki. Diyorum ki içimden, ben bu kadar zahmete giriyorum, yahu insan bir ilgilenmez mi. Ama işte... Kelime hazinesine ayrı, fonetiğine ayrı, mana zenginliğine ayrı ayrı kurban olduğum Türkçe’m... Mesajım şöyle anlaşılmış: “Hocam ortam bir harika, bayıldım!”

Üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen, şimdi yazarken o anları muazzam bir tebessüm ile tekrar yaşıyorum. Bu arada, hemen ardından azimle ikinci ameliyata da misafir olduğumu paylaşmalıyım. Operasyonun adı “Sezaryen” idi. Sanırım asıldığım ip kanıma değsin diye düşündüm.

Lisede Matematik Öğretmenim Semra Hocam, vurgulamak istediği her konu için “İşin esprisi şu” derdi. Burada da işin esprisi şu: Nasıl ki müşteri olarak ürün/hizmet hakkındaki faydayı, sadece kullandığımız/aldığımız anda fiziki olarak hissetmiyor, süreç içerisinde “özel hissetme ve samimiyet” gibi duyguların da bize hissettirilmesini istiyorsak; Eğitim Programlarında da, “Uzmanlık” dâhilinde sahip olduğumuz “Evrensel Bilgi Derlemesini” paylaşırken “İnsana dokunma” ritüelini gerçekleştirmek durumundayız. Bu takdirde sürekliliği sağlayabiliyoruz.

 

 

Bizim de o hastane ile çözüm ortaklığımız Eğitim Programımız ile sınırlı kalmadı. Genel geçerde; teknik donanımından, insan kaynağı alanına kadar belirli çalışma prensiplerine sahip olduğunu düşündüğümüz bir işletme olan hastane ile İnsan Kaynakları Planlamasının hemen her aşamasını çalıştık. Aldığımız sonuçlar da oldukça memnun ediciydi.

Diğer yandan; ekip ile tıpkı yıllar içerisinde çalıştığımız diğer çözüm ortaklarım ile olduğu gibi halen devam eden organik bağlarımız sayesinde, karşılıklı olarak beslenmeye devam ediyoruz.

 

 

Bir Eğitmen uzmanlık konularında çalışıyor, Eğitim Tasarımcısı donanımına sahip ve bu deneyim ile her sektöre hitap etme hedefinde ise; katılımcı profil ile sahayı paylaşmalı ve bu paylaşımın çıktılarını, Eğitim Projelerine kendince entegre etmenin yolunu mutlaka bulmalıdır. Çünkü faydanın etkinliği, sahayı insanları ile birlikte yaşadıkça artar.

Bu bir itiraf… Geride bıraktığım 14 yıllık Eğitmen tecrübeme de baktığımda, bugün benim profesyonel olarak benim mental sürekliliğimi sağlayan nokta da; uzmanlık alanımda yer alan “İnsan, organizasyon ve yönetim” hakkındaki evrensel bilgiyi halen paylaşmadığım onlarca meslek gurubu olduğunu ve o faaliyet alanlarında, bakış açılarına katkı sağlayabileceğim insanlar olduğunu bilmek.

 

 

 

Eğitim alanın profesyonelleri olarak gereklilikleri altında birleştiğimiz ve uygulamalarımızı, standartları dâhilinde gerçekleştirdiğimiz bir meslek birlik çatısı olmadığını göz önünde bulundurduğumuzda; her Eğitmenin ya da Danışmanın fayda odağındaki bu süreçte, özenini ifade eden ve kendisi ile özdeşleşen bir yöntem belirlemesi ve izlemesi gerektiği açıktır. Gelişim alanında verdiğimiz bu profesyonel desteğin ve mesleğin sürekliliğini, yöntemin sağladığını da hep hatırlamak gerekir.

 

Sevgilerimle,

Esra OKUR.